Sinefil Editöründen: Nasıl Merkez Çocuğu Oldum?

serhad

Yaz aylarının geride kalıp kampüsün hareketlendiği bu zamanlarda okula ilk geldiğim gün aklıma geliyor. Boğaziçi Üniversitesi’ne yeni gelmiş olmanın getirdiği heyecan ve merak duygusunun yanında başka bir arayışım da vardı. Tabi ki okulla ilgili her şeyi zamanla öğrenecektim, ama ilk durağım, Boğaziçi’ni seçmemin başta gelen sebeplerinden olan Mithat Alam Film Merkezi oldu. Merkez’e adım atar atmaz gerçekten bulunmak istediğimyerde olduğumu anladım.
Beni Merkez’e ulaşma çabasına iten ilk etkense lisede elimden düşürmediğim Altyazı dergisi olmuştu. Tam da geleceğe dair plan yapmakta bocaladığım bir dönemde Altyazı’nınkünyesinin en tepesinde duran logoda “Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi” yazdığını gördüğümde, artık nereye gitmek istediğimi biliyordum. Aynı dönemlerde, elimde Altyazı, kafamda Merkez’e ulaşma fikriyle lise koridorlarında dolanırken o zamanki felsefe öğretmenim beni bulup o akşam bizi Reha Erdem söyleşisine götüreceğini söyledi. Sonuna kadar merakla dinlemiştim söyleşiyi. Zira Türkiye sinemasının en önemli yönetmenlerinden,benim de en sevdiğim auteurlerden biri olarak ağzından çıkan her şey çok önemliydi benim için. Söyleşinin sonunda ise cesaretimi toplayıp yanına giderek sinemanın içinde olmak için ne yapmalıyım diye sormuştum. Yanıt vermek için çok fazla düşünmesi gerekmedi. Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nde vakit geçirmem gerektiğini söylediğinde orada olmam gerektiğinden tam olarak emindim artık.
Bu diyalogdan yaklaşık dört sene sonra, Reha Erdem Merkez’in konuğu olduğunda iseSinefil’in editörü olarak ona ev sahipliği ediyordum. Bunun hayatımdaki en gurur verici anlardan biri olduğunu itiraf etmeliyim. Ayrıca bir şeye ulaşmak için onu gerçekten istemenin, sadece istemenin ne kadar önemli olduğunu iyi bir şekilde öğrendim. Belki de Mithat Alam Film Merkezi bu tecrübeyi yaşamak için en güzel yerlerden birisi. Zira Merkez, siz ne kadar orada olmak isterseniz, sizi fazlasıyla içine alan, sahiplenen bir yer.